---
mahkeme: "Yargıtay"
daire: "11. Hukuk Dairesi"
esas: "2008/12797"
karar: "2010/7992"
tarih: 2010-07-06
bedestenId: "1026473800"
alan: hukuk
konu: "Alman mahkemesi gıyabi kararının tenfizinde inceleme sınırı ve kararın tebliği"
ozet: >-
  Davacı, Nürnberg-Fürth Eyalet Mahkemesinin davalı şirketi alacağın ödenmesine mahkûm eden kararının tenfizini istemiştir. Yerel mahkeme, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) 17. maddesine göre Yozgat mahkemelerinin kesin yetkili olduğu ve kararın gıyapta verilerek davalıya savunma imkânı tanınmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Yargıtay; tenfiz hâkiminin yabancı kararın maddi hukuk bakımından doğruluğunu denetleyemeyeceğini ve incelemenin tenfizi istenen karar üzerinden yapılması gerektiğini, dava dilekçesinin Lahey Sözleşmesine uygun tebliğ edilip Alman usul hükmüne göre gıyabi karar verildiğinden savunma hakkı gerekçesinin de yerinde olmadığını belirtmiş; ancak kararın davalıya nasıl tebliğ edildiği anlaşılamadığından önce tebliğin usulüne uygunluğunun araştırılması, sonra Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) 38. maddesine göre tenfize engel bir hâl bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir. Karar davacı yararına bozulmuştur.
maddeler: [2675/34, 2675/38]
etiketler: [milletlerarası özel hukuk, tenfiz, yabancı mahkeme kararı, savunma hakkı, tebligat, kesinleşme]
sonuc: "bozma"
metinHash: sha256:2882e07f1672cf2b9557537828697b40caadeb139ca9f48683113c385699257f
kaynakNotu: "Metin HuggingFace hamzabagirsakci/turkish-court-decisions (CC0-1.0) derleme nüshasından alındı (derlemenin raw_sha256 değeri 37559f7c2142755f6f8d90da856f834134a5e582635d0a005abc54f77a5e1df1); satır sonları paragraf ayracına çevrildi, içerik değiştirilmedi. Resmî sayfayla birebir karşılaştırma yapılmadı."
dogrulama: 2026-10-05
yayin: 2026-09-23
---
11. Hukuk Dairesi 2008/12797 E. , 2010/7992 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11.12.2007 tarih ve 2007/42 - 2007/642 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 06.07.2010 gününde davacı avukatı ... gelip, davalı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinden para tahsil edip ödememesi üzerine açtığı davada, Nürnberg-Fürth Eyalet Mahkemesi tarafından 03.05.2005 tarihinde davalıdan (27.609,76) Euro anapara ve (702,96) Euro yargılama giderinin temerrüt faiziyle birlikte tahsiline karar verildiğini, kararın 16.01.2006 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek, anılan kararların tenfizine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, HUMK'nun 17. maddesindeki kamu düzenine ilişkin kesin yetki kuralına göre davaya Yozgat'ta bakılmasının zorunlu olduğunu, tenfizi istenen kararda müvekkiline tebligat yapıldığının ve savunmasının alındığının belirtilmediğini, dolayısıyla MÖHUK'nun 38/4. maddesi uyarınca müvekkilinin savunma hakkı kısıtlandığından kararın tenfizinin mümkün olmadığını savunmuştur.

Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davacının davalı şirkette 108 adet hissesinin bulunduğu, bu türden davalarda HUMK'nun 17. maddesi uyarınca yetkili mahkemenin Yozgat Mahkemeleri olduğu, tenfizi istenen kararın gıyapta verildiği ve bu nedenle davalıya savunma hakkının tanınmadığının anlaşıldığı, tenfiz için yasal şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Davacı vekili, davalı hakkında Alman Mahkemesi’nce verilen kararın tenfizine karar verilmesini istemiştir.

Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK’nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Tenfizin şartları ise aynı Yasa’nın 38. maddesinde düzenlenmiştir. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usulü işlemlere uyulmuş olması, Türklerin kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.

Mahkemece, tenfizi istenen kararın gıyapta verildiği ve davalıya savunma imkanının tanınmadığı, ayrıca davacının davalı şirkette 108 hisse sahibi olup, HUMK’nun 17. maddesi hükmüne göre Yozgat Mahkemelerinin kesin yetkili bulunduğu, tenfizi istenen karar yönünden yasal şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Oysa, MÖHUK’nun 38. maddesinde yazılı şartların mevcudiyeti halinde yetkili asliye hukuk mahkemesi, tenfiz kararı vermek mecburiyetindedir. Tenfiz hakimi yabancı kararın maddi hukuk bakımından doğruluğunu (md.38/e dışında) tetkik edemez. Bu yasak, 38. maddenin (d) bendinde yer alan hüküm istisna edilmek şartıyla, yabancı mahkemenin kendi usul hükümlerini doğru tatbik edip etmediğini tetkik için de geçerlidir. Yabancı mahkeme hükmünün kamu düzenine aykırı olmaması şartı da, yabancı mahkeme kararının maddi doğruluğunu tetkik için bir sebep teşkil etmez. Burada sadece yabancı hükmün tenfizinin Türk kamu düzenine aykırı sonuçlar meydana getirip getirmeyeceği meselesi tetkik edilir (Prof.Dr. Ergin Nomer, Devlerler Hususi Hukuku, Beta Yayınları, 10.Baskı, sayfa 399-400).

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, tenfiz mahkemesinin incelemeleri, tenfizi istenilen karar üzerinden yapılmalıdır. Tenfizi istenen kararda yazılı hususlar dışında başka deliller değerlendirilmek suretiyle karar verilemez.

Somut uyuşmazlıkta ise mahkemece davacının davalı şirkette hisse sahibi olduğu, bu nedenle de şirket ile ortağı arasındaki uyuşmazlığın HUMK’nun 17. maddesi uyarınca şirketin ikametgahı sayılan yer mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilmek suretiyle tenfizi istenen kararda yazılı hususlar dışında başka deliller değerlendirilmiş, yabancı mahkemece uyuşmazlığın şirket ile ortağı arasındaki bir uyuşmazlık olarak nitelendirilmediği gözden kaçırılmış, böylece gerçekte yabancı mahkeme kararının maddi hukuk bakımından doğruluğu denetlenmiştir.

Ayrıca, davacı vekilince sunulan tebliğ belgesinin incelenmesinden, tenfizi istenen kararı veren Nürnberg- Fürth Eyalet Mahkemesi’nce “dava dilekçesi ve eklerinin” davalıya 03.02.2005 tarihinde ve 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Kararın baş kısmında da “Medeni Usul Yasası’nın 331. maddesinin 3. bendine göre duruşma yapılmaksızın gıyabi karar verildiği” belirtilmiştir. Alman Usul Yasası’nın anılan maddesi uyarınca davalı, davaya karşı savunma yapmak istediğini göstermezse mahkeme, davacının talebi üzerine sözlü yargılama yapmaksızın kararını verir.

Somut olayda da davalıya süresi içinde yazılı bildirimde bulunması gerektiği tebliğ edilmiş, daha sonra 331. maddenin 3. fıkrasına göre gıyapta karar verilmiştir. Bu durumda kararın gıyapta verilmek suretiyle davalıya savunma imkanının tanınmadığı yönündeki mahkeme gerekçesinin de yerinde olmadığı görülmektedir.

Ancak, tenfizi istenen yabancı mahkeme “kararının” davalıya nasıl tebliğ edildiği dosyaya sunulan belgelerden anlaşılamamaktadır. Oysa yukarıda bahsi geçen Lahey Sözleşmesi’nde, sözleşmeye taraf olan ülkeler arasında yapılacak tebligatların hangi makam tarafından ve hangi usul çerçevesinde yerine getirileceği belirlenmiş olup, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Almanya anılan sözleşmeye taraftır. Tenfizi istenen kararın bu usule uygun şekilde tebliğ edilmemiş olması halinde kesinleşmeyeceği, 2675 sayılı MÖHUK’nun 34. maddesi uyarınca ortada kesinleşmiş bir kararın olmaması halinde ise tenfiz isteminde bulunulamayacağı açıktır.

Bu durum karşısında mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda öncelikle tenfizi istenen “kararın” davalıya ne şekilde tebliğ edildiğinin araştırılması, tebliğin usulüne uygun olduğunun belirlenmesi halinde ise anılan karar üzerinden inceleme yapılarak, taraflar arasındaki ilişkinin yabancı mahkemece ne şekilde nitelendirildiği, bu nitelendirme karşısında verilen kararın MÖHUK’nun 38. maddesi gereğince tenfizine engel bir halin olup olmadığının belirlenmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 750,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 06.07.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
